| İstanbul, 14 Kasım 2006 |
2006/875 |
GENEL MEKTUPNo:481Konu : 5549 sayılı Suç Gelirleri ve Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun hk.* |
|
|
SAYIN ÜYEMİZ, Bilindiği üzere karapara aklama suçu Türk hukukuna 13.11.1996 tarih ve 4208 sayılı Kanun ile girmiştir. Söz konusu Kanunda karapara, bir takım suçlar tek tek sayılmak suretiyle tanımlanmış olup karapara aklama suçunun işlenmesi için öncelikli olarak söz konusu öncül suçların işlenmesi bir gelir elde edilmesi aranmıştır. Diğer bir değişle karapara elde etmek ve karapara aklamak suçları ayrı suçlardır. Daha sonra, karapara aklama suçunun cezalandırılması ve soruşturulması konusunda temel ceza ve usul kanunlarının uygulanması esası benimsenmiş, karapara ve karapara aklama suçu 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ceza Kanununa taşınmıştır. Bu düzenleme ile “karapara aklama” suçu özel bir kanun olan 4208 sayılı Kanundan genel ceza kanunu olan TCK’nın 282’nci maddesine alınmıştır. Yeni düzenleme ile karapara aklama suçunun konusunu oluşturan öncül suçlar, alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar olarak belirlenmiştir. Eski düzenlemede 4208 sayılı Kanunda aklama suçunun öncül suçunu oluşturan suçlar tek tek sayılma yöntemiyle belirlenirken, 2005 yılında yürürlüğe giren yeni TCK ile bir yıllık hapis cezası eşik olarak kabul edilerek, bu süre veya bu süreyi aşan ceza gerektiren suçların tümü aklama suçunun öncül suçu olarak kabul edilmiştir. Bu suçlardan elde edilen gelirleri yurt dışına çıkaran veya bu gelirlerin meşru yollardan elde edildiğine ilişkin kanaat uyandırmak amacıyla çeşitli işlemlere tutan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve 20.000 güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Ancak suçların niteliğindeki değişimler ve uluslararası finansal ilişkilerin daha önceki dönemlerle kıyas edilmeyecek derecede artması, teknolojinin sağladığı imkanlar nedeniyle ülke sınırlarını aşan aklama tekniklerinin kullanılması suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi konusunda daha etkin önlemler almayı gerektirmiştir. Bu amaçla hazırlanan Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkındaki 5549 sayılı Kanun 18.10.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanun ile 4208 sayılı Karapara Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Kanunun 1, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 12 ve 14 üncü maddeleri, 2’nci maddesinin (a), (b), (d) ve (e) bentleri ile 13’üncü maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ve 15’inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır. 5549 sayılı Kanunda belirtilen hususlara ilişkin usûl ve esaslar Bakanlar Kurulunca, Kanunun yayımı tarihini izleyen altı ay içinde çıkarılacak yönetmeliklerle düzenlenecektir. Ancak öngörülen düzenlemeler yürürlüğe girinceye kadar, mevcut düzenlemelerin 5549 sayılı Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunacaktır. Suç gelirlerinin aklanmasına yönelik faaliyetlerde mali piyasaların yoğun biçimde kullanıldığı dikkate alındığında, düzenlemenin üyelerimiz açısından büyük önem taşıdığı düşünülmektedir. Bu nedenle söz konusu Kanunun üyelerimizi doğrudan ilgilendiren kısımları bilgilendirme amacıyla aşağıda özetlenmektedir. 1- Yükümlü Grupları 4208 sayılı Kanuna dayanılarak yapılan düzenlemelere göre yükümlü grupları arasında yer alan aracı kurum ve bankalar yeni düzenleme ile de bu grup içinde yer almaktadır. 2- Yükümlü Gruplarına Getirilen Yükümlülükler a) Kimlik Tespiti Yükümlülerin, kendileri nezdinde yapılan veya aracılık ettikleri işlemlerde işlem yapılmadan önce, işlem yapanlar ile nam veya hesaplarına işlem yapılanların kimliklerini tespit etme zorunluluğu yeni düzenleme ile devam etmektedir. Ancak, mevcut düzenlemeden farklı olarak kimlik tespitine ilişkin belgelerin saklanma süresi beş yıldan sekiz yıla çıkarılmıştır. b) Şüpheli İşlem Bildirimi Yükümlüler nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan veya yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu malvarlığının yasa dışı yollardan elde edildiğine veya yasa dışı amaçlarla kullanıldığına dair herhangi bir bilgi, şüphe veya şüpheyi gerektirecek bir hususun bulunması halinde bu işlemlerin yükümlüler tarafından MASAK’a bildirilmesine ilişkin yükümlülük devam etmektedir. Ancak, mevcut düzenlemelerden farklı olarak yükümlülerin şüpheli işlem bildiriminde bulunması durumunda, bildirimde bulunanların kimlikleri hakkında mahkemeler dışında, üçüncü kişi, kurum ve kuruluşlara bilgi verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Yine, mevcut düzenlemeden farklı olarak MASAK’a şüpheli işlem bildiriminde bulunan yükümlüler, denetim elemanları ile mahkemeler dışında, şüpheli işlem bildiriminde bulunulduğunu hiç kimseye açıklayamazlar. Mevcut düzenlemelerde bu yasak sadece işleme taraf olanları kapsamaktayken 5549 sayılı Kanun ile yasağın kapsamı genişletilmektedir. c) Eğitim, İç Denetim, Kontrol ve Risk Yönetim Sistemleri Maliye Bakanlığı; Kanunun amacına uygun olarak eğitim, iç denetim, kontrol ve risk yönetim sistemleri oluşturulması ve Kanunla getirilen yükümlülüklere uyumu sağlamak üzere, gerekli yetki ile donatılmış idarî düzeyde görevli tayin edilmesi de dahil, gereken tedbirlerin alınması konusunda, işletme büyüklükleri ve iş hacimlerini de dikkate alarak yükümlüleri ve uygulamaya ilişkin usûl ve esasları belirlemeye yetkilidir. Bakanlık halihazırda eğitim programı uygulama zorunluluğunu sadece bankalar ve özel finans kurumlarına getirmiştir. Ancak söz konusu maddenin kapsamı Maliye Bakanlığı tarafından yapılacak düzenleme ile belirlenecektir. d) Devamlı Bilgi Verme Yükümlüler taraf oldukları veya aracılık ettikleri işlemlerden, Maliye Bakanlığı tarafından belirlenecek tutarı aşanları MASAK’a bildirmek zorundadırlar. Bakanlık tarafından henüz herhangi bir tutar belirlenmemiştir. e) Bilgi ve Belge Yükümlülüğü
Kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kuruluşlar;
İnceleme ve araştırma ile görevli kişiler, görevlendirme konusuna giren hususlarda bilgi ve belge istemeye, araştırma ve inceleme yapmaya uygulamayı takip ve denetlemeye bu maksatla her türlü evrakın tetkikine yetkilidir. Söz konusu hüküm mevcut uygulamayla paralel olup yeni bir durum yaratmamaktadır. 3- Yükümlülük Denetimi Kanun, yükümlülük denetimlerinin yükümlüler nezdinde inceleme ve denetim görevi yapan denetim elemanları vasıtasıyla yapılacağını öngörmüştür. Bu çerçevede, yükümlü grubu olarak aracı kurumların 5549 sayılı Kanunda yer alan yükümlülükleri (kimlik tespiti, şüpheli işlem bildirimi, devamlı bilgi verme vb) yerine getirip getirmediği konusunda denetimi SPK, bankaların söz konusu denetimleri BDDK’nın denetimle görevli çalışanları tarafından yapılacaktır. Denetim elemanları, kendi görev alanlarına ilişkin olarak kurumlarınca verilen görevleri yaparken tespit ettikleri yükümlülük ihlallerini MASAK’a bildirir. 4- Yükümlülerin Korunması Yükümlüler, Kanunda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmelerinden dolayı hukuki ve cezai bakımdan sorumlu tutulamazlar. Ayrıca, şüpheli işlem bildiriminde bulunanların kimlikleri mahkemeler dışında hiçbir kişi, kurum ve kuruluşa bildirilemez. Mahkemeler de bu kişilerin kimliklerinin saklı tutulması konusunda gerekli önlemleri alırlar. 5- Yükümlülük İhlalinde Ceza Yeni düzenlemede, yükümlülüğe aykırı davranışların cezalandırılmasında ikili bir ayırıma gidilmiştir. Buna göre bazı yükümlülüklere aykırılık durumunda idari para cezası, bazılarında ise hürriyeti bağlayıcı ceza verilmesi öngörülmüştür. Kimlik tespiti, devamlı bilgi verme ve şüpheli işlem bildiriminde bulunulmaması halinde, yükümlülere 5.000.-YTL idari para cezası verilmesi öngörülmüştür. Yükümlünün sermaye piyasası kurumu ve banka olması halinde bu ceza iki kat uygulanacaktır. Bu yükümlülükleri yerine getirmeyen görevliye de ayrıca 2.000.-YTL para cezası verilmesi hüküm altına alınmıştır. Yükümlülerin MASAK’a şüpheli işlem bildiriminde bulunulduğunu yükümlü denetimi ile görevlendirilen denetim elemanları ve mahkemeler dışında bir kişi ve kuruluşa açıklamaları; bilgi ve belge verme yükümlülüğüne uymamaları ve belgeleri Kanunda belirtilen süre boyunca saklamamaları hallerinde ise bir yıldan üç yıla kadar hapis ve ayrıca para cezası gündeme gelecektir. Bilgilerinize sunarım. Saygılarımla, |
|
|
|
|
İlkay ARIKAN |
|
GENEL SEKRETER |